Kategori arşivi: Eğitim Yazıları

Sınıf Yönetimini Zorlaştıran Öğretmen Davranışları

Sınıf Yönetimini Zorlaştıran Öğretmen Davranışları

Sınıf yönetimi, öğretmenlik bilgi ve becerilerinin tümünü kullanmayı gerektiren bir süreçtir. Bu sebeple öğretmen bu konuda ne kadar donanımlı ve becerikliyse o kadar başarılı olur. Sınıflarını iyi yöneten öğretmenler mesleklerinden daha fazla keyif alırlar. Sınıfta öğrenmeyi ve öğrenci davranışlarını etkileyen sosyal ve psikolojik etmenler vardır. Bu etmenlerden bir tanesi de öğretmen davranışlarıdır.

Derse hazırlıksız gelmek, öğrenciyi motive etmemek ve iyi bir başlangıç yapamamak öğretmenlerin sınıf yönetimini zorlaştıran hataların başında yer alır. Derse hazırlıklı olmak öğretmenin kendine güvenmesini sağlar. Kendine güvenmek her zaman yapılan işi kolaylaştırır. Motivasyon ve derse iyi bir başlangıç ise öğrencilerin dikkatini konuya yoğunlaştırmak açısından önemlidir.

Sorunsuz ve sessiz bir sınıf beklentisi öğretmenlerin sınıf yönetiminde en sık yaptıkları hatalardandır. Öğretmen sorunsuz bir sınıf olmayacağını ve eğitim ortamında sessizliğin istenilen bir şey olmaması gerektiğini iyi bilmelidir. Sorunları çözmekle uğraşmak istemeyen öğretmenler sorunların ortaya çıkmasına engel olurlar. Sınıfa hakim olmanın sorun engelleyici etkisi vardır. Öğretmenin sınıfa hâkim olması için bedenen ve ruhen orada olduğunu öğrencilere hissettirmesi gerekir. Bu bağlamda öğretmen, öğrencileri rahatsız ve tedirgin etmeyecek kadar bedeni ve gözleriyle sınıfı dolaşmalıdır.

Dersleri çok teorik işlemek öğretmenlerin hatalı tutumlarından biridir. Öğretmen öğrettiği konu ile ilgili öğrencilerin yakın çevrelerindeki yaşam olaylarından örnekler vermeli, hayatta karşılaşılan sorunlarla nasıl baş edebilecekleri konusunda onları yönlendirmelidir. Öğrencilerin özgür düşünebilmelerine, bilgiyi yapılandırmalarına ve sahip oldukları bilgilerle sorunlarını çözme becerileri kazandırmayı amaçlayan öğretmenlerin dersleri daha keyifli geçeceğinden öğrencilerin istenmeyen davranışlara yönelmesinin de önüne geçilmiş olur.

Öğrencilerin istenmeyen davranışlarına karşı sözlü uyarıları çok kullanmak öğretmenlerin sık yaptığı hatalardandır. Öğretmen disiplini sağlamak için sözlü uyarılardan çok, sessiz kalmayı veya beden dilini tercih etmelidir. Bazen bir bakış, bir duruş dakikalarca konuşmaktan daha etkilidir.

Sükûnetin öğrenciler üzerinde disiplin açısından olumlu etkileri vardır. Sinirli ve stresli tavırlar bir zafiyet göstergesi olduğu için öğrenciler tarafından kötüye kullanılması muhtemeldir. Bu sebeple öğretmen sınıfta rahat olmalı ve rahatlığını öğrencilere hissettirmelidir. Bu konunun kendine güvenle de yakından ilgisi vardır. Özellikle alan bilgisi, öğretme teknikleri ve sınıf yönetimi konularında yeterli özgüveni olmayan öğretmenlerin sınıfta disiplini sağlamada zorlandıkları gözlemlenmektedir.

Öğrencilerin kişilik haklarına saygısızlık etmek, onları rencide etmek ve küçük düşürmek öğretmenlerin zaman zaman düştükleri hatalardandır. Kişilik haklarına saygı duyulmadığını düşünen öğrenciler bunun intikamını almak için sınıfta istenmeyen davranışlarda bulunabilirler. Aynı şekilde öğrencilerini sürekli eleştiren öğretmenler öğrencilerini istenmeyen davranışlara yönlendirmiş olurlar. Bu tip öğretmenlerin çağımızdaki eğitim anlayışlarında yeri yoktur. Öğrenciyi aşağılayan, kaba kuvvet kullanan öğretmenler aynı zamanda onların öğrenmelerini de engellemiş olur. Öğrenme korku ile değil sevgi ile kalıcı hale gelebilir. Çünkü öğretmen çocuğa sevgiyle yaklaştığı zaman çocuğun beyni öğrenmeyle ilgili bir mutluluk kimyasalı salgılar ve öğrenme kalıcı hale gelir.

Çok fazla kuralı olan öğretmenler sıkıcıdır. Öğrencilerin sıkıcı öğretmenlerin derslerinden keyif almalarını bekleyemeyiz. Dersten keyif almayan öğrencilerin de eğlenebilecekleri davranışlara yönelmeleri kaçınılmaz olur.

Öğretmen uzun süre arkasını öğrencilere dönmemelidir. Bir yandan yazı tahtası veya etkileşimli/akıllı tahtaları kullanırken diğer yandan sınıfı kontrol edebilecek şekilde yan durmalı veya hızlı hareketlerle bu işleri peş peşe yapabilme becerisini geliştirmelidir.

Karşısında cıvıl cıvıl çocuklar veya kıpır kıpır gençler olan bir öğretmenin onların dikkatini çekebilmesi ve onlara hitap edebilmesi için coşkulu ve heyecanlı olması gerekir. Öğretmenlerin tekdüze hareketleri, mülayim duruşları, heyecansız bakışları sınıf yönetimini zorlaştırır.

Öğretmenlerden bazıları sınıfta bir grup öğrenci ile dersi işlemek ve sadece onlarla ilgilenmek gibi hatalara düşmektedirler. Bu durumda sınıfta ihmal edilmiş olan öğrenciler kendilerine bir meşguliyet bulup onunla ilgilenmeye başlarlar. Böylece yine öğretmenden kaynaklanan bir hata istenmeyen davranışlar olarak sınıfa yansımış olur.

Öğrencilerin istenmeyen davranışlarına zamanında müdahale etmemek, başarılarını ödüllendirmemek veya her olumsuz davranışı ceza ile kontrol altına almaya çalışmak, kendini yeterli görmek ve buna bağlı olarak yenileyememek de sıklıkla görülen hatalı tutumlardır. Öğretmenlerin kendi hatalarının farkına varmaları sınıf yönetiminde daha başarılı olmalarına önemli katkı sağlayacaktır.

Muhammet YILMAZ
Öğretmen-Eğitimci-Yazar
Kaynak: www.ogretmenx.com

SPONSORLU BAĞLANTI

Sahi Ne İçin Eğitim?

Sahi Ne İçin Eğitim?

Geçen hafta öğrencilerime “Ne için eğitim?” başlıklı bir makale okuttum da oradan geldi aklıma. Aslında birkaç haftadır da aklımdaydı.

Geçen ay Birleşmiş Milletler’in Gıda ve Tarım Organizasyonu (FAO) bir rapor yayınladı. Özetle şöyle diyor: Her yıl 750 milyar dolar gıdayı çöpe atıyoruz. Yani yıllık üretimin neredeyse üçte birini. Dile kolay! 750 milyar dolar. Neredeyse Türkiye’nin gayri safi milli hasılası kadar. Tamam, bunun önemli bir kısmı yanlış hasattan ya da ilkel tarım yöntemlerinden kaynaklanıyor. Fakat büyük kısmı da her gün tabağımızda bıraktığımız pirinç tanelerinden, yarısını masada bıraktığımız ekmek dilimlerinden, bir dilimi yiyip büyük kısmını çöpe attığımız meyveden sebzeden teşekkül ediyor.

Fotoğrafın diğer kısmında ne var: 866 milyon açlık sınırında yaşayan insan. Bunun ne kadarının Türkiye’de ya da diğer gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğunun bir önemi var mı? Dünya nüfusunun 10’da birinden fazlası deyim yerindeyse aç biilaç dolaşıyor her gün. Temiz suya, yeterli gıdaya, sağlıklı barınmaya muhtaç bir halde. Türkiye’de yaşayan insanların on katından bahsediyoruz. Yani dünyada on tane Türkiye aç yaşıyor.

Matematikçi olmaya gerek yok. İsraf edilen gıda ile açlık çeken insanları orantıladığınızda hesap ortada. Bu zenginlikte herkes sağlıklı bir beslenme imkanına sahipken olmuyor bir türlü.

BM 40 yıl önce en az gelişmiş ülke sayısını 20 civarında hesaplarken 2010’da bu sayı 40’ı aşıyor. Hep daha ileri gidiyormuş yanılgısı içinde birilerinin hayatları daha da zorlaşıyor, hatta her an ölümle yüzleşiyor ve maalesef birçoğu da ölüyor.

Yıllardır eğitimi kalkınmanın en önemli aracı olarak kabul ettik. Devlet olarak da birey olarak da her birimiz eğitimi sadece daha zengin ve daha konforlu bir hayatın anahtarı olarak gördük.

Sonuç öyle mi? Belki göreceli olarak kabul edilebilir. Zenginleşiyoruz kısa ve orta vadede birilerinin ne alemde olduğunu umursamadan. Ama dünya çapında bir adil paylaşımı sağlamıyor maalesef bu eğitim. Türkiye için de geçerli aynı şey. Türkiye’de de son on yılda gelir dağılımında adaleti sağlamakta başarılı olamadık. Aksine makas daha fazla açılıyor.

Kalkınmaya çalıştıkça savaşlar artıyor. Kalkınmaya çalıştıkça masum oldukları halde ölenlerin sayısı artıyor. Kalkınmaya çalıştıkça huzursuzluk yayılıyor.

Amin Malouf “Çivisi Çıkmış Dünya” adlı kitabında diyor ki dünyada herkesin ortalama 10 bin dolar yıllık gelire sahip olduğu bir çağı görmek istemiyorum. Haksız mı sizce?

Gerçekten ne için eğitim? Gerçekten çocuklarımıza aktardığımız değerler paylaşımı öncelemiyorsa kendi kuyumuzu kazmakla kalmıyor çocuklarımıza da kendi kuyularını kazmaları için yol yordam öğretmiş olmuyor muyuz?

Çivisi çıkmış dünyanın fertleri ve fakat en çok da öğretmenleri olarak artık çocuklarımızı sadece bir sonraki sınava hazırlamaktan daha fazlasını yapmamız gerekiyor. Lavaboda israf edilen suyun, yarısı yenip yarısı atılan bir elmanın, dikkatlice ve sonuna kadar kullanılmayan bir kalemin defterin ne anlama geldiğini kendimiz yaşayarak öğrencilerimize aktaramıyorsak aslında sadece bir yanılsama içindeyiz diye düşünüyorum.

Yanılıyor muyum?

İbrahim Hakan KARATAŞ
Kaynak: www.ogretmenx.com

SPONSORLU BAĞLANTI